Life Lessons

I will try to share my experience and stories that are out of my won life and try to give you an idea of how to cope with situations you can face just like I did.

From Birth to Today: Reference Frame

We are born with our parents’ genetic structure, our immediate family and the close environment format us. After this, religion and the existing dominant culture affect who we become, and school adds the final main brushstrokes. On top of that, work, social life and experiences come as a polish. This is our conceptual environment.

You Are Not Your Career; it is Only Your Reflection in the Business World

I sometimes observe people talking for hours about their jobs as if their life is nothing more than their jobs. In one of my first jobs, when I met with the big boss, he/she advised me of two things. The first one was, “Be careful of the ones who insist on never making any mistakes; most probably they do nothing and just sit about,”

15 yıldır yaşamayı öğrenmeye çalışıyorum

Doğan Haber Ajansı'ndan Aynur Tattersall ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi...

Kendi Ajandamızda Özgürleşmek

Her birimiz, günlük yaşamımızda bir ajandanın parçasıyız. Bu ajanda erken yaşlarda daha demokratiktir. En azından çocuk olduğumuz için yaptığımız saçma şeylere "oyun, ne de olsa daha çocuk" diye göz yumulur. Ancak okul hayatı devreye girdiğinde ajandanın çok büyük bölümü kapanmış olur. Ardından iş hayatı, sosyal yaşam derken kendimizi yaşayacak, sorgulayacak vaktimiz kalmaz.

Yaşamı Çözmek Hakkında

Darious Foroux, binlerce , milyonlarca hemcinsi gibi yaşamını keyifli bir hale getirme gayretini “The Most Important ‘Life Hack’ I’ve Learned” başlıklı yazısında anlatmış.

Uzaktan Çalışmak, Dijital Göçebelik ve Üretken Olmak Üzerine Tavsiyeler

Günümüzde fizik gücü gerektiren işler dışında çalışan hemen hemen herkesin uzaktan çalışma, seyahat-hareket halinde olma bunun yanında üretken, verimli ve high impact iş yapmaya ihtiyacı var. 92 Pieces of Advice on Being Productive, Working Remotely, and Digital Nomading makalesinde bu ihtiyaçları dikkate alan öneriler...

Döner Kapı ve Biriken Çöpler

Döner Kapı Olmak Yaşam hepimiz için akarken; bir uğraştan diğerine koşmak, tenis maçı seyreder gibi bir haberden öbürüne ya da bir sosyal medya gönderisinden diğerine zıplamak bizi döner kapıya çevirir. Hayatımızın anlamını…

Epigenetik ve Erken Ölümler

Yakın zamana kadar hastalıkların önemli bir kısmı genetik yapımıza dayandırılıyordu. Fakat bir süredir, bu hikayenin öbür ucu epigenetiğe dayandırılmaya başlandı. Basitçe ifade edersem, genetiğimizden daha önemlisi içinde…

Ben ve Önceliklerim

Seni Emmek İsteyen İşlere Kendi Önceliğini Getir: Dünya seni her gün çeşitli yaşanmışlıklara davet ederken sense kendi kendini yaşamaya çalışırsın. Bir arkadaşın yemeğe çağırır, patron proje verir, çocuğun masal…

Subscribe to My Blog

 

 

 

Beyaz Hoşlukları Görmek

Bembeyaz bir sayfa hayal edin. Sadece 5-10 tane siyah leke var üzerinde. İletişimde olduğumuz kişinin 3-5 hareketine ya da özelliğine takılmadığımız sürece, onunla sorun yaşamadığımız sürece 10’larca lekeyi bile görmezden gelebiliriz. İlişkideki siyah lekeler beynimizi meşgul etmeye bir kere başladığında ise beyaz yerler hepten unutulur. Gençliğimde okuduğum “Erkeğin Yolculuğu” isimli kitapta, insanın sahip olduğu güzel şeylerin değerini, kaybettiğinde fark etmesi, sorunlarını ise abartarak ve anı anına yaşaması çok etkileyici bir şekilde işleniyordu. Şahsen ben, ilişkilerimi, beni beslediği yanlarını dikkate alarak, toksik yanlarını ise iyileştirme gayretiyle yaşarım. Zaman zaman başarılı olurum zaman zamansa bu süreç uzar gider. Ama beyaz hoşlukları görüyorsak mutluluğa bağlı kalmamız oldukça kolay olacaktır.

Hayatının İlişki Haritasını Çıkar

Hayatımdaki ilişkilerin haritasını çıkarmak çok uzun süredir uyguladığım ve çok faydalı bulduğum bir yöntem. O an için  bir şekilde bağlantıda olduğum insanları, projeleri, duyguları ve düşünceleri bir “mind map” şeklinde sıralayıp onların artı eksi yanlarının analizini yapıp her birinin birbirlerini nasıl etkilediklerini de göz önüne alarak hayatımı optimize etmek müthiş rahatlatıcı bir eylem. Bu haritalardan çıkacak sonuç bir ilişkideki sıklık seviyesini azaltmak olabileceği gibi, bir ev alımından vazgeçmek de olabilir.

İş yerindeki ilişkilerimi gözden geçirirken bir insana tahammülümü sürdürmem gerektiği kararına da varabilirim. Bu şekilde hayatınız, zamanın akışında unutulan ufak detaylara bakmak durumunda kaldığımız için daha sağlıklı bir kararlar zincirinden oluşmuş olur.

Toplumlar Bireyleri Kadar İyidir

Birey Olma – Ait Olma Dengesi:

Batı dünyası birey olma / kahraman olma üzerine kurguludur. Diğer taraftan insanın güvenlik, beğenilme, sevilme, ait olma gibi ihtiyaçları da vardır. Bu ikisinin arasındaki dengeyi kurmak da bize düşmektedir. Kültür, toplum bize birey olmayı salık verirken, mutlu, sağlıklı olabilmek içinse sosyal bir varlık olarak değişik ortamlara ait olmamızı öğütler. Bireyliğin sınırlarını sulandırdığımızda zaten ait olmak, dünya ile bütünleşmek de kolaylaşır. Ancak bu demek değildir ki  gereksiz, kabul etmediğimiz dünyalara ait olmalıyız. Ait olmadığımız dünyalara hoşgörü gösterip varlıklarını kabul etmemiz yeterlidir.

Toplumlar Bireyleri Kadar İyidir

Son günlerde ülkemizde pekçok insan gidişattan rahatsız ve bazıları yurt dışında, ait olmadıkları toplumlarda kendilerine yer aramakta. Bu tedavi amaçlı ortam dışına çıkmak gibi algılanabilir. Çocukluğumda, verem hastalarını “sanatoryum” denen çam ağaçları ile çevrili yerlere yollarlardı. Mahallemizin yakınında da böyle bir yer vardı.

Aranan huzurlu, keyifli yaşam aslında ait olduğumuz yerdedir. Çözümü başka yerlerde aramak kalıcı sonuçlar getirmez. Bu tip akvaryuma benzeyen korunmuş ortamlarda uzun süre kalmak insanı başka türlü yıpratır. (İsveç’te 10 seneden fazla yaşamış biri olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim). Eğer mutlu yaşayacağımız bir dünya yaratmak istiyorsak enerjimizi mutlaka iyi insan üretimine katkı sağlamaya  akıtmalıyız.

Bu yüzden sosyal girişimcilik, dünyamızın büyüyen değerlerindendir.

Değerler / Ortak Değerler ve Aynı Dünyanın Farklı İnsanları

Bütün varoluşlar, kendi değerleri ve yaşadığı, ait olduğu toplumda kabul gören ortak değerler çerçevesinde gerçekleşir. Bu her zaman böyle süregelmiştir. Peki o zaman sorun nedir. En basit cevap, bugünkü dünyamızda “justified” olmayan yani doğal bir gereğe dayanmayan değerler ile çevrili olmamız ve bunun bizleri yaşama ve özümüze yabancılaştırması. Bu sorun milim milim her tarafımızı sarmalamıştır ve kolay üstesinden gelinecek bir sorun değildir. Ben şahsen yollardaki şerit değiştirirken “uyan Şaban! uyan Şaban!” dercesine bizi zıplatan uyarıcı şeritler gibi  “bunu niye yapmalıyım veya burada neler oluyor” diye kendime sorular sorup ayar çekerek yaşamıma özgürlük katıyorum. Çoğunlukla bu değerler yaşamı sınırlandırıcıdır ve bu yüzden sorgulanmalıdır. Tabii ki bu demek değildir ki toplumdan dışlanacak kadar çıkıntı olup, değerlere saygı duymayacağız. Ortamın kabul edeceği kadarı bize zaten yeterli özgürlüğü verir.

Aynı Dünyanın Farklı İnsanları

Bazen müthiş  bir keyifle aynı mekanları paylaşan insanların nasıl farklı dünyalara ait olduklarını görmek, hakikaten ufuk açıcı ve dünyadaki bu saçma gidişatı açıklayıcı oluyor. Geçenlerde bir pazar Emirgan-Kuruçeşme  arası yürürken yolda  binlerce farklı insan tipi  ve yaşam tarzı yansıması gözlemledim. Bu mozaik tabii ki bizleri çok farklı görüşlere mahkum ediyor. Kimimiz yere çöp atmazken kimimiz temizlenmesi çok daha zor olan denize atıyor ve uyarıldığındaysa “ne olacak, denize attım yere atmadım ya” diyebiliyor. Veya hertarafını özenle kapatmış bir genç kız, erkek arkadaşının sevgi dolu okşamalarıyla herkesin önünde muhatap olabiliyor. Hayatın bu renkliliği en güzel yanı ama buna katlanmak ermeyi veya umursamazlığı gerektiriyor. Takanlar ciddi iç fırtınalar yaşıyorlar ve yaşam kaliteleri yediği darbelerle düşüş yaşıyor. Ben şahsen gözlemciliği seçip değerlendirmeye ve yargılamaya yakın olmadığım için rahatlıkla tamam deyip yoluna devam edenlerdenim.

Ersin PAMUKSÜZER

Doğumdan Bugüne Referans Çerçevesi Ve Dünya Halleri ile Uyumsuzluk

Doğarız anne, babamızın genetik yapısı ile, çekirdek aile ve yakın çevre ilk formatımızı atar. Arkasından din ve mevcut hakim kültür etkiler bizim kim olacağımızın, okul ise son temel fırça darbelerini ekler. Üstüne iş, sosyal hayatimiz ve geçirdiğimiz tecrübeler de cila olarak gelir. Bu bizim düşünce çerçevemizdir.

Düşünce çerçevemiz, dünyayı ve etrafımızda olup biteni  algılamamızda başrolü oynar. Karakterimiz, kimliğimiz hep bu şekillenmeler neticesinde oluşmuştur. Yanlış atılan temelleri fark ettiğimizde, onları yeniden yapılandırmak hiç kolay değildir. Alışkanlıkları değiştirmek seneler alabilir. Önceden programlanmış bu “biz yolculuğu”muzun güzergahını çizer. Örneğin ben, 15 senedir aktif olarak kendimi yeniden yazmaya çalışıyorum. Alışkanlıklarımı değiştirip yerine daha faydalı, keyifli olanlarını koymaya çabalıyorum. Bunu, değişim ve gelişim sürecim olarak, sorumluluğum biliyorum. Çocukluğumun ilk senelerinde atılan o formatların bu kadar zor değişeceğine, bu kadar uğraşmasam, hayatta inanmazdım.  Bir alışkanlığı değiştirmek için, öncelikle o alışkanlıkla barışmak, onu olduğu gibi kabul etmek, arkasından zaaflarla pazarlığa girmeden, yerlerini yeni ve daha iyi aktivitelerle doldurmak gerekiyormuş. Ayrıca bu yeni ve iyi olanların kalıcılığını sağlamak için de kararlılık ve vazgeçmediğimiz bir farkındalık… Bunları yaşayarak öğrendim. Ve şunu söylemeye çalışıyorum; Allah hepimize kolaylık versin…

Bizlere beğenmediğimiz formatları atanları suçlamanın da alemi yok. Onlara da başkaları tarafından işlenmiş formatın gereğini yaşıyorlar, ne yapsınlar? Benim gibi bunu sorgulayan halkalarda çıkıyor arıza. Değişim bu halkalarda başlıyor…

Ve Dünya Halleri ile Uyumsuzluk…

Dünyamıza baktığımızda her alanda “Nereden nereye…” dedirtecek kadar çok değişim görüyoruz. 100 kişilik toplulukların bir arada yaşadığı bir düzenden 20 milyon kişinin yaşadığı şehirlere geçiş şaka değil. Yeşil, doğal yaşam ortamımızı beton yığınlarının alması da maalesef bir gerçek. Günlük yaşamımızın bir parçası olan doğal hareketli halimizin yerini, olduğumuz yerden her şeyi halledebildiğimiz hareketsizlik aldı. 2 milyar kişi oturduğu yerde Angry Bird oynayıp, tabletinden verdiği fast food siparişi ile beslenirken, onlara kıpırdamaları için bir sebep lazım. Hareketsizlikten yorulacağımız hiç aklımıza gelmiyordu ama o da oldu. Dalından yediğimiz yiyeceklerimizi raflarda yer alan ticari ürünlere çevirdik. Bugün için yatacak yerimizin olmaması hep bunlardan… Ölümlerin %93’ü bugün dünyamızda yaşam tarzı hastalıklarına dayanıyor. Kısacası yediklerimiz, içtiklerimiz, zihin hallerimiz, hareket eksikliğimiz ve yaşadığımız çevrede yarattığımız doğamıza uyumsuzluğun yansıması bu yaşam tarzı hastalıklarını çağırıyor. Yaratan ve doğa, bizleri donatırken kendisi ile barışık yaratmış, biz bunu yetersiz bulup kendimizi ve doğayı değiştirerek 21. yüzyıl yaşamını oluşturmuşuz. Artık evimiz var bizi doğadan koruyan, arabamız var yürümemize gerek bırakmayacak, seralarımız var sebzelerimizi mevsiminde tam kıvamında yememizi engelleyen, plastikten yapılma ayakkabılarımız var toprak ile ilintimizi kesen, güneş gözlüklerimiz ve güneş kremlerimiz var güneş ışığına maruz kalmamızı önleyip D vitamini aktivasyonuna dur diyen, zehirli havamız var akciğerlerimizi şaşırtan… Kısaca yaşama ait her türlü arızayı yaratıp, sıra hesap ödemeye gelince (depresyon, hastalıklar, ağrılar vs)  bu da nereden çıktı diyen şaşkın insanlara dönüşmüşüz. Dolu dolu bir hayat yaşıyoruz doğru ama yanlış malzeme ile dolu… Mutluluk yerine mutsuzluk, sağlık yerine hastalık, her şeye kabil bir vücut yerine yürümekten kaçınan bacaklar bizim gerçeğimiz olmuş. Bu gerçeğe isyan etmek anlamsız bunun kısa vadede değişimi mümkün olmadığı için kendi başımızın çaresine bakmalıyız. Nasıl mı? Yediklerimizin içtiklerimizin,  zihnimizin, hareketsizliğimizin, yaşadığımız çevrenin bize vereceği hasarları yöneterek… Dünya bugün neyse odur ve bu dünyada iyi yasamak bizim sorumluluğumuz ve becerimizdir.

Yaşamın Peşinde, Sınırlarının Farkında

Yaşamın Peşine Düş!

Yaşarken farkında olmadan bir sürü şeyi elde etme peşine düşeriz. Peşine düştüklerimiz zaman zaman ev, araba, çanta, kıyafetken bazen de diploma, kariyer yapma, lüks yerlerde olma gayreti hatta çocuğunuzun Harward’dan mezun olması gibi upuzun bir listeye dönüşür. Peşine düştüklerimizi elde etmeye çalışırken senelerizi yitirdiğimiz gibi hedeflerimize yeteri kadar yaklaşamadığımızda da mutsuz oluruz. Halbuki yaşamımıza anlam katacak öğeleri zor değil de kolay ulaşabileceğimiz ve dış dünyaya daha az bağlı olanlardan seçtiğimizde mutluluk ayağımıza geliverir. Kısacası yaşama anlam katan öğeler, temel ihtiyaçlarımızdan sonra bedelsiz ve hemen hemen tamamen bizim kontrolümüzde ulaşabildiklerimizdir. “Bugün neyin peşinde koşuyorum?” sorusunun temeli mal, mülk, etiket, beğenilme gibi kavramlara dayanıyorsa belki de durup bir düşünmenin sırasıdır. Böylece yaşamımıza gerçekten anlam katacakları bulup suni unsurların peşinden koşmayı bırakabiliriz.

 

Sınırlarının Bilincinde Olmak

Herkes bize hayallerini satar. Çocukluğumuzda annemiz oğlum büyüyünce doktor olacak der, seyrettiğimiz film bize kolay zengin olma hayali aşılar, reklamlarda dünyanın en güzel insanları olma vaatlerini izleriz. Bu kadar çok hayalin satıldığı ve mükemmellik vurgusu yapılan bir dünyada yaşamak tabii ki zor. Onun için sınırlarını bilmek mutlu yaşama gidişteki ilk ve en önemli duraktır. Kısacası boyunuz 1.70 ise ona göre beklentileriniz olmalı. Yardımsız 2 metre yükseklikteki raftan kitabı indiremezsiniz. Kültürümüz, ayağını yorganına göre uzatmak ve kendinin farkında olmakla ilgili pek çok öğreti ile donatılmıştır ama buna rağmen toplum, olduğu ve olmak istediği arasındaki acıyı her gün çeker. Ben sınırlarımı zorlamayı seven bir adamım ama aynı zamanda sınırlarımı kabul edip onların varlığını inkar etmeden yaşamayı da hayatımda prensip edinmişimdir.

Ersin PAMUKSÜZER

Hepimiz Birer Hikayeyiz

Bugün sokakta herhangi birisini durdurup sen kimsin dediğinizde uzun bir hikaye dinlersiniz. O hikaye, o güne kadar yaşananlardan akılda kalanları ve paylaşılması mahsur görülmeyen, utanılmayan yanları barındırır. Halbuki o anın ve sonrasının hikayesi yazılmamıştır. Kalem sizin elinizde. Önemli olan nasıl bir hikaye yazmak istediğiniz. Dünya görüşümüz, yaptıklarımız, kararlarımız, düşüncelerimiz, yaşamayı seçtiğimiz ortam hikayemizi belirler. Sağlam ve kendimizle barışık bir zeminde şekillenen yaşam hikayelerinde, çok ama çok keyifli anlar akılda kalır. Utanılacak bölümlerse hemen hemen yok gibidir. Haydi hikayelerimizi bilinçli yazalım. Sağlık istiyorsak hikayemizde sağlık olsun, mutluluk istiyorsak mutluluk olsun.

Hapishaneden Özgürlüğe/Oyunculuğa Yolculuk

 

İnsanın kendine hapishane duvarları inşa ettiği hikayeler vardır. Bitmeyen bu çok duvarlı hapishane inşaatları,  zihnimizin yarattığı algılar, yargılamalar, etiketlemeler ve varsayımlarla yükselir. Kendi çabamızla derinleştirdiğimiz kuyuda yolculuk yapar hep aynı şeyleri düşünür aynı şeylere kızarız. Kurbanlığımızı ilan eder, bitmeyen şikayetlere girişiriz. Bu noktada kendi yaşadığımız kayıplar dışında çevremizdekiler de kayıplar yaşamaya başlar. Bazen kendilerini kurtarmak için bizden kaçacak hale gelirler. Aslında insan yaşamındaki tek duvar doğal sınırlarımızdır, onun dışında doğal olmayan her şey kendi ürettiğimiz tuğlalar ile ördüğümüz duvarlardır.

Farkına varıp yeni tuğla imalatını durdurduğumuzda, mevcut duvarlar çaba sarfetmeden yok olacaklardır.

Ersin PAMUKSÜZER

Sağlık ve Hastalık , Aynı Eksende İki Zıt Uç

 Hastalık Yönetimi

Hastalıktan sağlığa giden yol adım adım tanımlandığında ilk adım hatasız beslenmedir. Yani vücudu yanlış beslenme ile yormayıp faydalı besinleri vücuda alarak iyileşme sürecine destek olmaktır. Hastalığın bir ucu toksik kirliliğe dayanıyorsa arınma /detoks  da önemli bir adımdır. Arınma, iyileşme niyetinin en önemli ilacıdır. Stres altında iyileşme mümkün değildir. Muhakkak ki her iyileşme süreci bir huzur süreci ile süslenmelidir. Doğru beslenme ve arınmaya eşlik edecek yüksek doz C vitamini, omega-3 takviyesi vb. terapiler iyileşme sürecini hızlandıracaktır.

İyileşmenin bu bölümü, acil müdahale gerekmeyen durumlarda çıkılacak gerçek bir şifa yolculuğudur. Acil durum yönetimi ise modern tıbbın yardımı ile ilaç, ameliyat ve benzeri yöntemler kullanılarak semptomların giderilme gayretidir. Her iyileşmede, acil durum yönetimi ardından ayları bulan ve hastanın kendi sorumluluğunda bir şifa sürecinin gerekliliğini unutmamak lazımdır.

Sağlık Doğum Öncesi Başlar

Yaşam kalitesinin bir yanı, doğum öncesi annemizin karnında geçen sürede bize aktarılan veya  hamilelik öncesinden bize miras kalanlardır. Varlığımız ve sağlığımız ozaman başlar. Annelerin çocuklarını en iyi okullara gönderme hayalleri ve özverilerine paralel olarak onları dünyaya temiz getirme gayretinde de olmaları gerek. Bugün dünyaya yeni gelen bebeklerin bünyelerinde, dünyada bulunan zehirlerin ortalama yarısından fazlası hiç görülmemektedir. Annelerin çocuklarına temiz bir başlangıç armağan edebilmeleri için temiz bir hamilelik yaşama sorumluluğunu ön planda tutmaları gerekmektedir.

Sağlık ve Hastalık , Aynı Eksende İki Zıt Uç

Mutlak sağlığın 100, ölümün ise 0 olduğu bir aks düşünün. Hepimiz hayatımız boyunca bu aks üzerinde gezeriz. 70-80’lerde çok iyi oluruz, 20-30’larda işler karışır, yatağa bile düşebiliriz. Kısacası hastalıklar, özellikle kronik olanlar bir gecede gelmez. Oralara yolculuğumuz seneler boyunca sürer. Bugünün aşırıya kaçan keyifleri, “boş ver canım, atın ölümü arpadan olsun” anlayışı, yarının hastalıklarının tohumudur. Böyle bakıldığında kaderimiz kendi kalemimizden çıkar. Bu kötü bir şey değildir, yeter ki bilincinde olalım. Allah rahmet eylesin, babam böyle yaşayan biriydi ama tutarlıydı. Hiç şikayet etmeden hesabını ödedi. 69 yaşında vefat etti. Hala aramızda olabilirdi, sadece tercihleri farklıydı.

Ersin Pamuksüzer

 

Kanser ve Anti-aging… Nasıl Yani ?

 

Kanser, dünyamızın yeni kabusu… Amerika’da 70 yaş üstü her 3 kişiden biri kanseri tatmış durumda. Dünyada, çok yakın zamanda bir kanser salgını yaşanacak. Aslında vücudun yaşamı devam ettirme mekanizmalarından biri olan kanser olayı, yaşam tarzlarımızdaki çarpıklıkların neticesinde hastalık olarak karşımıza çıkmaya başladı. Farz edin ki vücudumuz bir akvaryum. Yaşam ortamı kirlenmiş bir akvaryumdaki balıklar ve hücreler (yani bizim hücrelerimiz, organlarımız vs.) hastalanırlar. Hasta balıkları öldürmek yerine onları hasta eden sıvıyı arındırmak yani yaşam ortamını iyileştirmek en iyi çözümdür. Ancak bu şekilde ideal bir yaşam ortamına ve sağlıklı bir balık nüfusuna kavuşabiliriz. Yukarıdaki video da bunu işliyor:

Dr. Longo’nun anti-aging ve kalori kısıtlamaları üzerinde yoğunlaşan çalışmaları gösteriyor ki, bunlar kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi uygulamalarına paralel olarak hayata geçirildiğinde çok ciddi destek veren yöntemlerdir. Longo’nun yöntemlerini hepimiz  ihtiyaçlarımıza göre; kilomuzu korumak, genç kalmak ya da kemoterapiye destek olarak hayatımıza sokabiliriz.

Bundan 8 sene önce, ilk defa doğal terapilere dayalı bir kanser tedavi merkezine anti-aging amaçlı gitmiştim. Orada kavradım ki, doğal tedavilerin hepsi mutlak iyileşme sürecini hedefliyor ve bu da zaten anti-aging tedavilerinin temeli sayılabilir.

Ersin Pamuksüzer

 

Büyük Bahar Temizliği

 

 

Acil olmayan ancak sizi bekleyen bir ameliyat varsa, çeşitli hastalık belirtilerinden muzdaripseniz ya da yaşam tarzınızda bir değişikliğe, ruhsal ve fiziksel yenilenmeye ihtiyaç duyduğunuzu hissediyorsanız; siz de benim yaptığımı yapın; 3 hafta “dükkan temizliği” yani “Arınma / Detoks”.

Bu 3 hafta temiz yaşamın ve arınmanın ardından bazen belirtiler ve şikayetler kaybolur, bazen de sis perdesi kalkar ve asıl sorun ortaya çıkar. Eğer konu değişim ve yenilenmeyse, elverişli bir ortam ve ruh hali oluşur. Bu şekilde pek çok arkadaşım sigarayı bıraktı, istemediği alışkanlıklarından kurtuldu. Bazıları da önemli ameliyatlar için hazırlanırken, doktorları ile birlikte, operasyonun gerekli olmadığına karar verdiler. Stent taktırmaktan kurtulan dahi oldu. Özellikle ilk ve son baharda yapılan temizlikler, genel bir arınmanın yanında genç ve zinde kalmak için mükemmel bir yoldur.

 

Ersin Pamuksüzer

 

İnanmak İyileşmenin % 50’sidir

 

 

Gerçek “iyileşme” mücadelesi, modern tıbbın semptomlara karşı yürüttüğü “ameliyatlar ve ilaçla tedavi” süreçlerinin ardından başlar. Örneğin; kişinin yüksek tansiyon sorunu, ilaçla sadece aşağı çekilebilir, iyileştirilemez. İlaç kullanımı kesildiğinde sorun tekrar baş gösterir. İyileşme, yaşam tarzı değişikliği ile hastalığa neden olan ortam ve koşulların değiştirilmesi ile mümkün olur. İyileşme sürecinin en önemli  parçası ise “benimsemek”tir. “İnanç/benimseme” sağlanmazsa kaçamaklar ve pazarlıklar ile iyileşme süreci geriler ya da başlayamadan biter. Yaşanan bu gel-gitler hastayı sistem iflasına kadar sürükleyebilir. Benimsemenin sağlanmasında önemli bir diğer unsur, iyileşme sürecinde sizi yönlendiren kişinin iyileşme sürecini bizzat deneyimlemiş olmasıdır. Tabiri caizse damdan düşmüş bir hekim, damdan düşmüş bir hastayla daha iyi empati kurar.  İyileşme yolunda onu daha iyi bir mürit yapar. Yaralı şifacı kavramı ile tanışmam alkolik bir arkadaşımın uzun süre anlamadığım davranışını tartışırken kendisi de aynı süreçleri yaşamış doktor arkadaşımın küt diye konuya açıklık getirmesiyle oldu. Şaşkınlıkla “Nasıl bağladın bunu buraya?” diye sorduğumda “Ben de o günleri yaşadım.” demişti.

 

Ersin Pamuksüzer